6 Şubat 2016 Cumartesi

Adem'in Kelime Defteri

"Belliydi onun geleceği, gelmeyecek olan böyle beklenmezdi çünkü."
Nazan Bekiroğlu

Serendip yollarında Adem misali yoluna düşmüşlüğüm. Havva misali beklemişliğim... Sürgündeyim hala. Havva'sını bekleyen Adem, ya da Adem'e yürümek isteyen Havva gibiyim. Tek farkım, sürgün edilmemek gerçek bir cennetten.

La : Sonsuzluk Hecesi. Hz. Adem ve Hz. Havva sevdasının ilk hecesi. Sözcük sözcük, hece hece seni derlemeye çalışıyorum sayfalardan. Bir kez daha okuyorum Adem diliyle kaybedilmiş sevdayı. Sana, Adem'in bugüne kadar unutulmuş her sözcüğü ile yaklaşmaya, yol bulmaya çalışıyorum. Adem değil ki dilim, yetmiyor, yetişmiyor...

Gelin, Adem'in Kelime Defteri'ni birlikte okuyalım.

Alim Allah, Adem'ini bilmek eylemiyle sahiplenmiş. İlmini, kelamını halifesine emanet etmiş. İsmin lafzı neye yarar? Esma yetmezdi elbet Adem'i Adem etmeye. Ona müsemmayı da, bir isimle isimlenmiş ne varsa, hepsini göstermiş. Bir büyük anlamak ve anlatmak gücü...

Kelimelerin Sahibi, emanetçisini melekleriyle bir hizaya getirmiş. Meleklere, Adem'le aralarındaki fark gösterilecekmiş. Fark, bir bilmek hali... Kelimelerin Sahibi imtihan edecekmiş. 
Adem tek tek saymış kelimeleri. Şerbet demiş, Kevser demiş. Yaprak, elmas demiş. Cennet çiçeklerini bir bir sıralamış. Söyledikleri lafta kalmamış ama. Hepsinin işaret ettiği manayı, karşılık geldiği kavramı da bulmuş. Bilindik isimlerden bilinmedik manalar, olanlardan olmayanlar, basitlerden karmaşıklar türetmiş. Söylediklerine Adem'in kendisi de hayret etmiş. Bu kadar kelimeyi nasıl öğrenmiş ve bunca kelimeyi nereden bilmiş?

Söyledikçe söylemeyi sevmiş, sevdikçe söylemek istemiş. Neden sonra duraksamış. Başını kaldırıp etrafına bakınmış. Saydıklarının bir kısmı cennetteymiş. Yanıbaşında, oracıkta. Elini uzatsa tutacakmış. Sonra yeni kelimeler söylemeye başlamış. Uyku demiş Adem, terlemek, acıkmak, yorulmak, canı sıkılmak, bunalmak, çirkinleşmek, susuzluk çekmek, yaşlanmak, beklemek, hasret çekmek... Hele ölmek, uykuya benziyormuş manasının ilk basamağında. Ama uyumak gibi değilmiş.
Adem'e bir kuşku düşmüş. "Eğer isimleri varsa, müsemmaları da var, yaşanacak" diye geçirmiş içinden. Öğrendiği ama cennette karşılığı olmayan bu kelimeleri kullanacak olmak O'nu korkutmuş.

En son yalnızlığın kelimesini söyleyip bir Havva ismi gelince dilinin ucuna, Adem'in kalbine bir sevinç, ayağına bir telaş takılmış. Havva, henüz yokmuş orada. Ama çok tanıdıkmış, başkaymış. Ve belliymiş onun geleceği, gelmeyecek olan böyle beklenmezmiş çünkü.

Hikayenin devamı da gelmeli miymiş peki? Sence de böyle miymiş?