14 Ekim 2014 Salı

ayağa takılan tecrübeler

Hayatın bize neler sunacağını hiçbir zaman tahmin edemeyiz. Farkında olmadığımız bir anda, en çok da çaresiz kaldığımızı hissettiğimiz bir anda imkanlar kapısını bize aralar hayat. Bazılarını elimizin tersiyle kapatırken, bazılarını fark etmeyiz bile. Peki hayat bize bu kapıları nasıl fark ettirir? Sunduğu imkanları nasıl karşımıza çıkarır? Yolumuza taş koyup ayağımızın takılmasını sağlayarak mı? Elbette, tamamen tesadüfi bir şekilde...
Pek fazla tecrübem olmasa da şu 18 yıllık hayatımda, bir çok taş takıldı ayaklarıma. Küçücük bir taşa takıldım bazen. Düştüm mü?  Evet. Ama kalkmasını da bildim. Takıldığım küçük taşlarla birlikte yolumu değiştirmem gerektiğini, beni başka bir kapının beklediğini de anladım her seferinde. Ayağa kalktığımda baktım ki, hayat bana hep seçebileceğim imkanlar, kapılar sunmuş. Farklı yollar koymuş önüme, uzayıp giden yollar...
İki yol arasında kalmışlığım da vardır benim. Nasıl desem, gülerken ağlamak gibi mesela. İki arada ama bir derede asla değil. Bu sayamadığım yolları merak etmişimdir hep, beni nereye götüreceğini, yolun sonunda beni nelerin beklediğini... Ama elbet seçimimi yapabildim her seferinde. Hep doğru yollardan yürüdüm. Bu yollar hiçbir zaman beni yanıltmadı, her zaman istediğim yerlere götürdü beni.

Geçenlerde yine bir taşa takılmıştım. Düştüm, kalktım ve silkelenip önüme baktım. Önümde upuzun bir yol var. Bu yolda nelerle, kimlerle karşılaşırım şimdiden kestirmek zor. Ama denemeye değer. Sence de böyle mi?

1 Ekim 2014 Çarşamba

Kobani'ye Gitmek Bir Akraba Müdafaasıdır

"Kobani'ye gitmek bir akraba müdafaasıdır.Aç da haritaya bir bak.
Kobani dediğin yer Fizan'da falan değildir.
Urfa var ya Urfa... İşte o Urfa'nın kazası Suruç'un bir mahallesidir Kobani.
Suruç'tan yüz adım atsan... Bir de bakmışsın ki Kobani'desin.
Suruç'un evleri ile Kobani'nin evleri sırt sırtadır.
Suruç'tan bağırsan Kobani'den duyulur.
Suruç ile Kobani akrabadır. Amca oğullarını, dayı kızlarını Berlin Duvarı gibi bir duvar bile değil, sadece bir tel örgü ayırır.
Suruç'ta pişen yemek Kobani'de yenir.
Kobani'de demlenen çay, Suruç'ta içilir.
Velhasıl Suruç ile Kobani arasında zerre kadar bir uzaklık yoktur.
Ne maddi olarak, ne manevi olarak...
Şimdi elini vicdanına koy da cevap ver.
Eli kanlı bir sapık çete, iki metre ötende akrabalarını öldürürken...
Yerden taşı kaptığın gibi koşup gitmez misin yardıma?
Sınır mınır dinlemeden atmaz mısın kendini oraya?
"Gün namus günüdür" diye şöyle bir yekinmez misin?
Sağına soluna bakmadan can havliyle atılmaz mısın akrabaların mahallesine?
"Haksızlığa elinle müdahale etme" imkânını sonuna kadar zorlamaz mısın?
Silahın yoksa bile tırnaklarını sokmaz mısın devreye?
"Nasıl olur da Kürt gençleri Kobani'ye savaşmaya gider" diye "bik bik" yapanlara hatırlatırım. Kobani'ye savaşmaya gitmek... Polisin, otoritenin, güvenliğin kalmadığı bir yerde...
Hiçbir tereddüt göstermeden ve hiçbir şeyi umursamadan...
Yan binadaki komşuya ya da karşı mahalledeki akrabaya yardıma koşma refleksi göstermekten başka bir şey değildir.
İslami sembollere çok ağır hakaret.
"CİHAT", İslam'ın en önemli kavramı...
"Peygamber'in mührü", İslam'ın en önemli sembolü...
Bu kavram ve sembol, IŞİD adı altında faaliyette bulunan karanlık ve karmaşık yapı tarafından kullanılıyor.
IŞİD, her türlü barbarlığına ve vahşetine bu tür kavram ve sembolleri alet etmekten çekinmiyor. ABD'deki bir gazlı içecek firmasının şişesindeki yazının Arapça "Allah" yazısına benzediği için yeri göğü inleten Müslüman toplumlara sesleniyorum.
"Cihat" ve "Peygamber'in Mührü", vahşete ve barbarlığa alet edilirken neden bu kadar sessiz kalıyorsunuz?"

Ahmet HAKAN